Kahve, 15. yüzyılda Yemen'in dağlık bölgelerinde keşfedildi. Önce Kahire ve Mekke gibi İslam dünyasının büyük şehirlerine, ardından 16. yüzyılın ortasında Osmanlı başkenti İstanbul'a ulaştı. 1554 yılında İstanbul'da açılan ilk kahvehaneler (kıraathaneler) yalnızca içki içilen mekânlar değil; siyaset, şiir ve felsefenin tartışıldığı entelektüel mekânlara dönüştü.
Osmanlı sarayı kahveye büyük ilgi gösterdi. Padişahların özel kahve servisi için "kahveciler ocağı" adlı ayrı bir birim kuruldu. Zamanla pişirme ve servis biçimi diğer kültürlerin kahve hazırlama yöntemlerinden ayrışarak özgün bir kimlik kazandı: ince öğütülmüş kahvenin şeker ve su ile cezve içinde kısık ateşte köpürtülerek pişirilmesi. Bu yöntem bugün de aynı şekilde uygulanmaktadır.
17. yüzyılda Osmanlı aracılığıyla Avrupa'ya taşınan kahve kültürü, Viyana, Paris ve Londra'da kahvehanelerin açılmasına öncülük etti. Ancak fincan içinde pişirme ve telve bırakma geleneği Anadolu'ya özgü kaldı ve fal kültürünün doğmasının zeminini hazırladı.